03 Şubat 2007 Cumartesi
Clinical Thyroidology Dergisi’nde (Kasım 2002) yayınlanan bir yazıda zayıflatıcı veya yağ yakıcı olarak satışa sunulan bazı besin desteklerinde bulunan “TIRATRICOL” isimli maddenin tiroid hormonuna benzer aktivitesi sebebiyle zararlı etkilerinin olabileceği belirtilmektedir. “TIRATRICOL” maddesi hücre düzeyinde tiroid hormonuna benzer etki göstermekte, metabolizmayı aşırı hızlandırarak terleme, titreme, kilo kaybı, uykusuzluk, sinirlilik, yorgunluk gibi toksik guatr belirtilerine yol açmaktadır.
Özellikle Epnedra (Ma Huang) gibi metabolizmayı zorlayan diğer ürünlerle birlikte kullanılan “TIRATRICOL”de bu sorun daha hızlı ve şiddetlidir. Doktorlar tarafından önerilmeyen hiçbir zayıflama ürününü kullanmamanızı öneriyoruz. Sihirli bazı formulasyonlarda kullanılan bu tür zararlı maddeler genellikle gözden kaçmakta ya da kutu içeriğinde çok küçük yazılarak gözden kaçırılmaktadır. Size önerilen zayıflatıcı ya da yağ yakıcı ürünleri kullanmayınız. “TIRATRICOL”e de “Ephedra-Ma Huang” gibi özellikle dikkat ediniz.
Doğal Tıp Derneği Başkanı Dr. Ender Saraç, yanlış diyetlerle hızla verilen kiloların aynı hızla geri alındığına dikkat çekerek, zayıflamak isteyenleri “Yoyo Sendromu“ denilen bu duruma karşı uyardı.
Dr. Saraç, yaptığı açıklamada, yaz mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte, özellikle kadınlarda diyete başlamanın popüler olduğuna işaret etti.
“Çok sık ve yanlış tarzda yapılan diyetlerle hızla verilen kilolar, hızla geri alınıyor. Hızla kilo verip, diyeti bırakınca geri almaya `Yoyo Sendromu` diyoruz. Kilolar da tıpkı oyuncak yoyo gibi bir gidip, bir geliyor“ diyen Dr. Saraç, böylece hem diyet yapanların emeklerinin boşa gittiğini, hem de metabolizmanın deforme olduğunu söyledi.
Yanlış diyetlerle sık kilo alıp verenlere deneyimli bir hekim ve yöntem kontrolünde zayıflama önerisinde bulunan Dr. Saraç, sağlıklı zayıflamak isteyenlere beden tipine uygun beslenme felsefesinin öğretilmesi gerektiğini vurguladı.
Dr. Saraç, “Eğer kişi beden tipine uygun beslenme tekniğini ve felsefesini öğrenemezse, geçici olarak ağırlık kaybına uğrar, ama sağlıklı ve bilinçli bir şekilde zayıflamaz. Zaten verdiği kiloları da kısa bir süre sonra geri alır“ dedi.
Kişiye özel diyet
Diyetin “kişiye özel“ olması gerektiğini kaydeden Dr. Saraç, uzman kontrolünde ve uzun zamanda sağlıklı bir şekilde verilen kiloların korunacağını da belirtti.
Katı kalori hesabına dayalı diyetlerin modasının geçtiğine değinenDr. Ender Saraç, gevşeme teknikleri, aromatik masajlar, bitki çayları gibi yan etkenlerle diyetin desteklenmesinin önemine işaret etti.
“Yoyo Sendromu`na maruz kalmamak için öncelikle beden tipi öğrenilmeli ve ona yönelik diyet uygulanmalı“ diyen Dr. Saraç, zayıflamak isteyenlerin de sürekli kilo verip almaktan bıktıklarını ifade etti.
Dr. Saraç, açlık rejimleri ve zamana karşı yarışarak hızla kilo vermenin çok zararlı olduğunu kaydederek, “Yanlış diyet uygulayan kişiler, hayat boyu kilo verip alacaklar ve mutsuz olacaklardır. Hem lezzetli beslenip, hem de kilo verilebilir“ şeklinde konuştu.
ABD’de yapılan bir araştırmada, fazla kiloların verilmesiyle yüksek tansiyonun önlenebildiği saptandı. Uzmanlar, normal kilo vermenin bile, yüksek tansiyonu kontrol eden ACE enziminin işlevini azaltıp, yüksek tansiyonun düşmesini sağlayabildiğini belirtiyor.
Atlanta kentindeki Emory Üniversitesi’nde, yüksek tansiyonun yağ dokularındaki enzim ve hormonlar tarafından kontrol edilebildiği olasılığı göz önüne alınarak, şeker hastası olmayan şişman 16 kişi üzerinde araştırma yapıldı.
Yüksek kalori kısıtlaması yerine, normal diyet uygulanan deneklerin 5 hafta içinde, fazla kilolarının yüzde 5 ila 10’unu kaybettikleri, deneklerde ACE aktivitesinin ise ortalama yüzde 18 azaldığı gözlendi.
Hala şişman sayılabilen bazı deneklerde de yüksek tansiyonu kontrol eden angiotensin-converting enzym (ACE) aktivitesinin önlenebildiği belirlendi.
Yüksek tansiyonu bulunan hastalar, ACE önleyici ilaçlar kullanarak, kalp, inme ve şeker hastalığı ile ilgili böbrek rahatsızlıkları riskini azaltabiliyor.
Yeni araştırmada, şişmanlarda yüksek tansiyonun, hormonal ve enzimile ilgili değişimden kaynaklandığının saptandığı bildirildi.
Daha sonraki araştırmalarda, kilo vermenin, ACE önleyici yüksek tansiyon ilaçları kadar etkili olup olmadığı gözlenecek.
Araştırma raporu, Journal Obesity Research adlı dergide yer aldı.
Diyete başlarken önemli olan vermeyi düşündüğünüz kilolar değildir. Hedefe ulaşmak daha önemlidir. Uzmanlar kilo vermek isteyen kişilere 10 önemli kuralı hatırlatıyorlar. Bu kurallara uyarsanız, fazla kilolarınızdan kurtulmanız daha kolay olur. İşte uymanız gereken 10 kural:
1- Kilo verme konusunda gerçekleşmesi imkansız olan hedefleriniz olmasın. Kendinizi belirli bir kiloya ulaşmak zorunda hissetmeyin. Bir iki kilo fazlalığın önemli olmadığını kabullenin.
2- Zayıf olan her kadın seksi değildir. Diyet uygulamaktaki amacınız seksi görünmekse bunun sadece kilo vermekle bağlantılı olmadığının farkında olun.
3- Diyet yaptığınızda vücudunuzun genel şeklinin değişeceğini sanmayın. Kilo verdiğiniz zaman vücudunuz sadece daha ince görünecek. Kilo vermek iri göğüslerinizi ve kalçalarınızı belli bir ölçüde küçültebilir ama bu bölgeleriniz yapı olarak iri gözükmeye devam ederler.
4- Aldığınız kalorilerin miktarını yavaş yavaş azaltın. Yiyeceklerinizin az yağlı olmasına özen gösterin. Mönünüzden sebze ve meyveyi eksik etmeyin.
5- Amacınız kısa sürede çok fazla kilo vermek olmasın. Bu sebeple yaz mevsimine ince girmek istiyorsanız ya da özel bir günde daha ince gözükmek istiyorsanız kilo vermeye aylar önceden başlamalısınız. Tek gıda diyetleri, iradenize, beslenmenize ve vücudunuza zarar verir. Günde 1200-1500 kalori alacak şekilde beslenin ve sürekli hareket edin spor yapın.
6- Diyet sırasında verdiğiniz kiloları geri almamak için sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirin. Sebze ve meyvenin porsiyonlarını artırırken şeker, et, yağ ve unlu gıdaları azaltın.
7- Kalori hesaplama işinizi göz kararı yapmayın. Mutfağınızda bir tartı bulundurun ve yanınızdan hiç eksik etmeyeceğiniz kalori listesine göre hesaplama yapın. Ama bunu yaparken fazla abartıya da kaçmayın
8- Egzersizlerinizi aksatmayın. En büyük kabusunuz egzersiz yapmaksa ve bunu yaparken canınız sıkılıyorsa sevdiğiniz hareketleri yapın. Bunun için haftada üç kez sevdiğiniz bir müziğe ayak uydurarak dans edebilirsiniz.
9- Her gün tartılmayı alışkanlık haline getirmeyin. Haftada bir gün, (günün aynı saatinde ve aynı kıyafetlerle) tartılmanız gerekir.
10- Her gün yediklerinizi not edin. Uyguladığınız diyetten memnun kalmadıysanız notlarınıza bakarak nerede hata yaptığınızı anlamaya çalışın. Bu bilgiler bir sonraki egzersizlerinize ışık tutacaktır.
Eğer diyet yapıyor ve beslenmenizi salata, ızgara ve diyet ürünlerle sınırlıyor, ekmeği kıstığınız halde bir türlü kilo veremiyorsanız yanlış yoldasınız ! Aşağıdaki basit önerilerle hayat tarzınızda değişiklikler yaparak zayıflayabilirsiniz:
• Ayakta durarak veya yürüyerek daha fazla zaman geçirin.
• Ev veya bahçe işlerine daha çok zaman ayırın.
• Birşey getirip götürmek için çocuklarınızı yollamayın.
• Telefonla konuşurken ayakta durun.
• Merdivenleri birkaç kalori yakma fırsatı olarak görün ve kullanın.
• Hergün yarım saat daha az televizyon izlemeye çalışın. TV izlerken ütü yapın.
• Kısa mesafelerde araba kullanmayın. Markete gittiğinizde en uzak köşeye parkedin.
• Hergün düzenli yürüyüş yapın. Haftasonları park yürüyüşleri ve bisiklet gezileri yapın, yüzün.
• Fırsat buldukça dans edin.
• İzlemekten zevk aldığınız bir spora başlayın.
• Ev işi yaparken hareketli müzikler dinleyin.
• Öğün atlamayın. Sabah kalktığınızda görebileceğiniz bir yere “kahvaltı et” yazılı bir kağıt asın. Kahvaltıyı akşamdan hazırlayın. Kahvaltı yapmadığınızda hissettiklerinizi bir kağıda yazın.
• Tatlı yemek istediğinde bir bardak su için veya 100’e kadar sayın. Tatlı yemeye başlarsanız 15 kez derin nefes alın.
• Canınız yemek istediğinde kendinizi ince hayal edin.
• Yemeğe başlamadan önce 50’ye kadar sayın.
• Her lokmadan sonra çatalı elinizden bırakın ve bir yudum su için.
• Yemek süresini uzatın. Çünkü tokluk duygusu en erken 10, ortalama 20 dakikada oluşur.
• Kızartmalardan uzak durun.
• Ekmeğe tereyağı sürmeyin.
• Sosları yemeğinizden ayrı olarak isteyin.
• Yağsız sebzeleri tercih edin.
• Kremalı soslu yiyecekleri seçmeyin.
• Bol su için.
• Tatlı yerine, sık yemediğiniz bir meyveyi deneyin.
• Bir öğünde fazla yerseniz, bir sonraki öğünü sadece peynir ve salata ya da yoğurt ve salata ile geçiştirin.
10 altın kural
1- Yemek yaparken ölçülerinizi küçültün. Daha az miktarda yemek yapın.
2- Alışverişe gitmeden önce bir liste hazırlayıp listeye sadık kalın.
3- Kendi siparişiniz olmayan yemekten yemeyin.
4- Yemeğinizi bitirir bitirmez sofradan kalkın.
5- Artan yemekleri içi görünmeyen kaplarda saklayın.
6- Yemeğinize konsantre olun, yemek yerken televizyon seyretmeyin, kitap gazete okumayın.
7- Şişmanlatıcı gıdaları kesinlikle evde bulundurmayın.
8- Tatlıya başlamadan önce biraz bekleyin ve hâlâ gerçekten aç olup olmadığınıza karar verin.
9- Her öğünde bol miktarda su için. (Günde en az 1.5 litre)
10- Bir şeyler atıştırmak istediğinizde sizi oyalayacak uğraşılar bulun.
Nasıl daha az yersiniz?
• Küçük porsiyonları tercih edin.
• Küçük bir tabak kullanın.
• Daha yavaş yemek yiyin.
• Tam olarak doyduğunuzda değil, açlığınız geçtiğinde yemeği bırakın.
• Yemeğin servis tabağını masaya koymayın.
• Yemek için küçük, salata için büyük tabak kullanın.
• Yemeğe başlamadan önce 2 bardak su için.
Kilo Kaybı İçin Sihirli Haplar
Bizler genelde kilo vermek için mümkün olan en çabuk ve en kolay yolları arardururuz. Bu sayede büyüklüğü yüzlerce milyarlar doları bulan bir sektörgelişmiştir: diyet ilaçları ve diyet yiyecekleri sektörü. Ancak bizlere sunulanbu ürünler işe yarıyor mu ve daha da önemlisi bu ürünler sağlığımıza zararverebilir mi ? Halen zayıflamak için diyet yapanlara yardımcı olmak amacı ilekullanılan 5-6 tane popüler ilaç bulunmaktadır. Bunların yanı sıra yiyecek gibiveya yiyecek yerine tüketilerek zayıflatacağı söylenen çok sayıda ürünbulunmaktadır. Kilo fazlası olanların bir kısmı zayıflama ürünlerinikullanırken, çoğunluk kendince bazı yöntemler denemekte ve çok azı ilaçkullanmaktadır.
Şişmanlık (obezite) kronik bir hastalık olarak kabul edilebilir ve diğer kronikhastalıklar gibi dereceleri vardır. Obesitenin derecesi de Vücut Kitle İndeksi(VKİ) ile hesaplanır.
Sonuçta çıkan VKİ sayınız ne kadar yüksek ise şişmanlığa bağlı gelişebilecek birhastalığa yakalanma şansınız o kadar fazladır.
VKİ değeri 30 veya üzerinde çıkanlar, zayıflama ilacı kullanma gereksinimi olankişilerdir denilebilir. Veya VKİ sayınız 27 ve üzerinde ise ve şişmanlıklailişkili olabilecek bir hastalığınız varsa (şeker hastalığı, hipertansiyongibi) yine zayıflama ilacı kullanmanız gerekebilir.
Zayıflama ilaçları arasında en çok kullanılanlar Reductil(=Meridia) ve Xenical(=Orlistat) dir. Her iki ilacın da etki mekanizmaları son derece farklıdır veher biri beraberinde yan etkilerle gelmektedir. Her iki ilaç da zayıflamayayardımcı olabilecek etkilere sahiptirler, ancak her ikisi de aradığımız SİHİRLİHAPLAR DEĞİLLERDİR.
Reductil
Reductil iştah kesici değildir, ancak beyinde bulunan iştah kontrol merkezleriüzerinde etisi vardır. Beyne etkisi diğer birçok antidepresan (depresyonuortadan kaldırıcı) ilaçlar gibidir. Reductil, kişide kontrol duygusu oluşmasına neden olur. Konunun otörlerireductil in özellikle sürekli açlık hisseden ve yiyecek düşünmekten kendinialıkoyamayanlar için ideal olduğunu belirtiyorlar. İlacı üreten firmaya göreilacın kullanılmaya başlandığı ilk ay sonunda en az 2-2.5 kg kilo kaybıbeklenebilir.
Reducti in yan etkileri genellikle hafiftir ve ağız kuruluğu, kabızlık,uykusuzluk ve baş ağrısı yapabilir. Bazılarında reductil alımı ile birliktetehlikeli derecede tansiyon artışı saptanmıştır, bu nedenle ilk bir kaç aytansiyonunuzun kontrolü gerekebilir. Tansiyon problemi olan kişilerin reductil alması zararlı olabilir,denilmektedir. Ayrıca 16 yaşın altındaki çocuklar, antidepresan ilaçkullananlar ve migren ilacı alanların da reductil almaması önerilmektedir.
Xenical (Orlistat)
Orlistat, yiyeceklerle alınan yağların üçte birinin barsaklar tarafındanemilmesini engellemektedir. Emilmeyen üçte iki yağ barsaklar tarafından dışkıile atılmaktadır. Orlistatın hoş olmayan yan etkileri gaz oluşumunun artışı, sık dışkılama, ishalve yağlı dışkıdır. Yine uzmanlara göre, bu yan etkiler zaman içerisindeazalmaktadır, ancak zaman içerisinde fazlaca yağ yenilen herhangi bir durumdayan etkiler tekrarartabilir. Üretici firma, az kalorili diyete devam eden ve orlistat kullanan kişilerin biryılda ortalama olarak 6.5-7 kg zayıfladıkalrını oysa sadece düşük kalorilidiyetle beslenenlerin ortalama bir yılda 2.5-3 kg zayıfladıklarını iddiaetmektedir.
Yağların üçte bir emilmeden atılacağından, bu ilacı kullananların ilave olarakyağda çözünen vitaminleri (A, D, E ve K vitaminleri ve beta karoten) almalarıönerilmektedir. Spastik kolon (irirtabıl barsak sendromu) gibi sindirim problemleri olanlarınorlistat kullanmamaları önerilebilir.
Bu ilaçlar aradığımız kolay ve çabuk çözümler mi ?
Bazı uzmanlar diyet haplarının yeterince çabuk ve kolay çözümler olduğunu vezayıflamak isteyenlerin mucize beklentisi içerisinde bulunmamaları gerektiğini söylüyorlar.
Farklı düşüncede olan bazı uzmanlarsa tüm bu ilaçların az miktarda etkiye sahipolduğunu ve en iyi çalışma sonuçlarına göre bile bu ilaçlarla ancak kilonuzun%10 unu verebileceğinizin saptandığını belirtiyorlar; ayrıca bu ilaçlarınkullanımına son verildiğinde tekrar kilo almaya başlayabilirsiniz diye ekliyorlar.
Ve unutulmaması gereken bir nokta bir ilaç alıyorsanız az veya çok yanetkisinin de olacağını uznutmayın ve daima dikkatli olun.
Ancak tüm uzmanların birleştikleri bir ortak nokta var: zayıflama ilaçlarıkişinin hayat tarzlarını değiştirme isteklerine ne kadar çok katkısağlayabiliyorsalar o kadar iyidirler. İlaçlar kilo vermenizi daha kolay vekontrol edilebilir bir hale getirebilirler, ancak en iyi ilaç bile sadece vesadece sizin kilo verme girişimlerinize yardımcı olabilir, siz çabaharcamadıkça ilaçlar tek başlarına sizi zayıflatamazlar.
Hiç rejim yapmadan, yan etkiyle boğuşmadan, bir saatte fazla kilo ve yağları yakarak yok eden bir yöntem geliştirildi. İsrailli bilim adamları, fazla kiloları ve vücut yağlarını ultrasonla eriten yeni bir cihaz geliştirdi. Zayıflama teknolojisinde çığır açacak olan bu cihazla, zahmetli incelme yöntemiyle ‘liposuction’ da tarihe karışacak.
İngiltere’de yayınlanan The Sunday Telegraph gazetesine göre, geliştirilen alet, şu ana kadar sadece domuzlarda denendi ve olumlu sonuç verdi. Yöntemin ilk klinik denemeleri gelecek yıldan itibaren İngiltere’de yapılacak.
İşte yöntem
Bu yönteme göre aygıt, vücuttaki yağları yakmak için yüksek oranda ultrason dalgaları kullanıyor. Eritilen yağ, kişinin vücudu tarafından emiliyor ve yine vücut tarafından yakılarak yok ediliyor.
Söz konusu aletin klinik denemelerinin başarılı olması halinde, aleti geliştiren kişilere milyarlarca dolar kazandırması bekleniyor.
Dokulara zarar vermiyor
Araştırmayı yürüten Tel Aviv’deki Şiba Tıp Merkezi yöneticilerinden Ami Glicksman da, çalışmaları tamamladıklarını, yağ hücrelerinin seçilerek yakılması ve bu sırada deri, kemik, sinir ve adale gibi diğer dokulara zarar vermemeyi başardıklarını bildirdi.
Bir saatte işlem tamam
Domuzların hiç bir problem yaşanmadan vücut yağlarını yaktıklarını dile getiren Glicksman, uygulamada ameliyathane ortamına ihtiyaç duyulmadığını, herhangi bir ofise gelen hastanın 1 saat sonra tedavisi tamamlanmış olarak çıkacağını anlattı.
Yağın vücuttan atılması işlemini vücudun kendisinin yaptığını, bağışıklık sistemindeki akyuvarların kalıntıları süpüreceğini ve metobolizmanın bu kalıntıları yok edeceğini anlatan Ami Glicksman, bu işlemler sırasında rejim yapmaya gerek kalmayacağını da vurguladı.
Ortalama diyetimizdeki aşırı tuz (sodyum) birçok çalışmanın odak noktası olmuş ve son yıllarda bu konu çok ilgi görmüştür. Bulgular, alışkanlık gereği fazla miktarlarda tuz tüketen insanlarda yüksek tansiyonun(yüksek kan basıncı) daha az tuz kullanan insanlara göre daha sık ortaya çıktığını göstermektedir. Ayrıca, araştırmalar genel olarak yüksek tansiyonu olan insanların, sodyum oranı düşük bir diyet uygulayarak kan basınçlarını düşürebildiklerini göstermektedir. Kan basıncı, kan dolaşımının atardamar duvarlarına uyguladığı basıncı belirtir. Kan dolaşımında daha fazla sıvı olduğu zaman ya da kan damarları daraldığı zaman, basınç daha büyüktür.
Ortalama diyetimizde tuz oranı yüksek olma eğilimindedir. Hepimiz yediğimiz tuz miktarına dikkat etmeliyiz, büyük bir tuz sınırlama çabası yalnızca yüksek tansiyonunuz varsa (ya da eğilimliyseniz) gereklidir. O zaman bile, diyetinizdeki tuz miktarını azaltmak, kan basıncınızı azaltmak için atacağınız adımlardan yalnızca biridir.
Tuz, yediğimiz hemen hemen tüm bitkiler-de ve hayvanlarda vardır. Aslında, vücudumuzun uygun şekilde işlemesi için az miktarda tuz yeterlidir (günde yaklaşık yarım gram, yanı yaklaşık dörtte bir çay kaşığı). Ortalama olarak günde 6 ile 8 gram (2 ya da 3 çay kaşığı) tüketilmektedir. Ancak, günümüzde diyetteki tuza ilişkin yayınlarla bu miktar azalmaktadır.
Tuz tüketiminizi sınırlamanız gerekiyorsa, hazırladığınız yemeklerle işe başlayın. Pişirirken tuz kullanmayın ya da çok az miktarda kullanın. Yemek masanızdan tuzluğu kaldırın. Tuz olmayınca yemek lezzetsiz geliyorsa, tatlandırıcı otlar kullanın. Cips ve turşu gibi tuzlu yiyeceklerden kaçının. Tuzlu tereyağı ve margarinden tuzsuzlarına geçin.
Birçok işlenmiş gıdanın büyük miktarlarda tuz içerdiğini unutmayın. Gıda etiketlerini inceleme alışkanlığı edinin. Bu etiketler, bileşenleri miktar sırasına göre listelerler. Sodyumun (tuz) listenin üst sıralarında yer aldığı gıdalardan kaçının. Monosodyum glutamat (MSG), sodyum klorid (sofra tuzu) ve hatta karbonat (sodyum içerir) terimlerini arayın. Ketçap, hardal ve soya sosu gibi tatlandırıcılarda sodyum oranı yüksektir. Hazır çorbalar, et suları, jambon, söğüş et, sosis gibi gıdalarda da tuz içeriği yüksektir.
Sağlık Bakanlığı, kişilik özellikleri dikkate alınmadan hazırlanan, gazete ve dergilerde yayınlanan “sağlıksız diyet programları” konusunda vatandaşları uyardı. Diyetisyenler dışındaki kişilerin önerdiği zayıflama programlarına itibar edilmemesini isteyen Bakanlık, bilinçsiz davranışların ölümle sonuçlanabileceği uyarısında bulundu.
Sağlık Bakanlığı Gıda Güvenliği Daire Başkanlığı’nca hazırlanan, “Beslenme Konusunda Sık Sorulan Sorular” başlıklı raporda, şok veya sihirli diyet programları adı altında kilo vermenin sakıncaları ele alındı. Özellikle gazete ve dergi yayınları hatırlatılarak, kişiye özgü olmayan diyetler konusunda çarpıcı bilgiler verilen raporda, kısa sürede hızlı kilo kaybı vaad edilen “sihirli-şok” diyetlere dikkati çekildi. Raporda, bu tür diyetlerle, ağırlık kaybı kısa sürede sağlanabilse bile hızlı ağırlık kaybı nedeniyle ağırlığın korunmasının mümkün olmadığı kaydedilerek, “Tek besine dayalı diyetler kısa sürede etkili olmasına rağmen, ağırlık kaybı kalıcı olmamaktadır. Besin öğeleri yetersiz ve dengesizdir. Zayıflattığı öne sürülen ve pek çok yan etkisi bulunan ilaçlarla beraber önerilen diyetler da zararlıdır. Gerçek kilo kaybı yerine, sadece su kaybına neden olan diüretik ilaçlar veya saunalardan da kaçınılmalıdır. Diyetisyenlerin dışındaki kişilerin önerdiği tüm diyetler hatalı zayıflama programları arasındadır” denildi.
Şişmanlığın, “depo yağlarının yağsız vücut kitlesine oranla artması ve normal kabul edilen değerlerin üzerine çıkması” olarak tarif edilen raporda, şu uyarı ve önerilere yer verildi:
“Şişmanlık, hiperlipidemi, diyabet gibi hastalıklara zemin hazırladığından tedavi edilmesi gerekmektedir. Ancak, tedavide başarılı olabilmek için, diyet, egzersiz, davranış tedavisi gibi üçlü bir yöntem izlenmelidir. Uygulanacak diyet hastaya en fazla haftada 0.5-1 kg verdirecek kadar planlanmalıdır, aksi halde vücut yağsız kitlesinde de kayıplar olur ve bu durum kişinin sağlığını şişmanlığından daha fazla tehlikeye sokar. Çok düşük enerjili diyetlerin, baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu, sinirlilik, yorgunluk, bulantı, kusma, ishal, kabızlık, safra ve böbrek taşı, kalp ritminde bozukluk, tansiyon düşüklüğü, adet düzensizliği, kuru cilt, saç dökülmesi, saç incelmesi, uyuşukluk, soğuğa karşı tahammülsüzlük, idrarda protein görülmesi, mineral ve elektrolit dengesinde bozukluk, bazal metabolizma hızında azalma gibi sağlığı etkileyen yan etkileri olduğu unutulmamalıdır. Ağırlık kaybı, haftada 0.5-1 kg geçmemeli, diğer bir deyişle kişi yavaş ve uzun bir sürede zayıflamalıdır. Öncelikle, boya uygun ağırlık saptanmalı, uygun ağırlık durumunda, kilo almaktan kaçınılmalıdır. Kilolu ve şişmanlık durumunda ise önce daha fazla ağırlık artışı önlenmeli, daha sonra ağırlık kaybı hedeflenmelidir. Aşırı ve hızlı ağırlık kaybından mutlaka sakınılmalıdır. Ağırlık kaybı için bireyin cinsiyetine, yaşına, boyuna, fiziksel aktivitesine, beslenme alışkanlıklarına uygun bir beslenme programı uygulanmalıdır. Yani zayıflama diyetleri bireye özgü olmalıdır. Bunun için diyet tedavisi, mutlaka bir diyetisyen kontrolünde yapılmalıdır. Çocukluk çağı şişmanlıklarının kalıcı olabileceği göz önünde tutularak ağırlık denetimi çocukluktan itibaren başlamalıdır. Öncelikle çocukluk çağından itibaren verilecek yeterli ve dengeli beslenme önerileriyle şişmanlığın oluşumu önlenmeli ve sürekli yapılacak eğitim programlarıyla yanlış olan beslenme alışkanlıklarında kalıcı değişiklikler oluşturulmalıdır. Düzenli fiziksel aktivite yapılmalı, bu bir yaşam şekli haline getirilmelidir. Vücut ağırlığının korunmasında davranışların önemli olduğu unutulmamalı, sağlıklı yeme alışkanlıkları kazanılmalıdır. Bunun için gerektiğinde uzmanlardan davranış değiştirme tedavisi desteği sağlanmalıdır.”
ŞİŞMANLIK; vücudumuzdaki yağ oranının kaslarımıza oranla yaş, cinsiyet, boy, kilo, kemik yoğunluğu göz önünde bulundurularak hesaplanacak oranın üzerinde olmasıdır. Kısaca vücudumuzda aşırı miktarda yağ depolanması şeklinde açıklanır. Şişmanlık, sağlığın olumlu bir göstergesi değil, sağlık durumunun dengesizliğinin bir sonucudur. Şişmanlık, sağlığımızı kötü yönde etkilediği gibi, sosyal, ekonomik ve psikolojik yapılarımızı da bozacak bir rahatsızlıktır.
18 – 20 yaşlarındaki erkeklerde vücut ağırlığınını yüzde 14 – 18 ini, kızlarda ise yüzde 19 – 25 ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Erişkin erkeklerde vücuttaki yağ miktarı total vücut ağırlığının yüzde 25 ini kadınlarda yüzde 30 unu aşarsa şişmanlıktan söz edilebilir.
ABD de hayat sigortası şirketleri tarafından hazırlanmış olan boy, kilo ve yaş kriterlerine göre yapılmış tablolar kullanılmaktadır. Yalnız bu tablolar insanların egzersiz yapıp yapmadığını, vücut yağ oranının belirtilmediği tablolardır ve bu tabloların güvenirliliği tartışma konusudur. Hayatı boyunca düzenli egzersiz yapan, kas kitlesi gelişmiş, yağ oranı düşük olan kişi bu tabloya bakıldığında sağlıksız, fazla kilolu gözükürken hiç egzersiz yapmamış, yağ oranı yüksek kas oranı düşük insanlarda tartı üzerindeki kilo daha hafif çıkacağı için yaş, boy ve kilo tablosuna bakıldığında egzersiz yapan ve doğru beslenen insandan daha sağlıklı görünecektir. Unutulmamalıdır ki, kas kitlesi yağ kütlesinden her zaman ağır gelecektir. Bu bilgilerin ışığı altında insan vücudundaki şişmanlık yağ ve kas oranıyla belirlenmelidir. Önemli olan vücudunuzun kilosu değil, yağ ve kas oranıdır.
Şişman insanlar öncelikle kilo vermeyi düşünmektedirler, fakat önemli olanın 20 kilo, 30 kilo vermek olmadığı, üzerinde çalışılması gereken konunun vücut yağ oranını dengelemek olduğu zayıflamak isteyen insana anlatılmaktadır. Kilo vermek çok kısa sürede başarılabilir ama kiloların geri alınışı çok hızlı olmaktadır. Yağ vermek ise insanlara zor gelmektedir, çünkü beslenme ve egzersiz disiplininin yanında zaman alması insanları sıkmakta kilo veremediği düşünmektedirler. Oysa yağ kitlesini düşürmeye yönelik çalışmalar belirli prensipler aşılmadığı sürece verilen yağların geri alınması mümkün değildir. Şişman insanlar şu konuyu çok iyi düşünmelidirler. Şişmanlık adını verdiğimiz vücudumuzdaki yağ fazlalığı yanlış beslenme alışkanlıkları ve egzersizsiz yaşantının getirdiği bir sonuç olduğu için hayat biçimimizi 3 ay, 5 ay gibi sürelerle değiştirmemiz kesin sonuca ulaşmamızı sağlamayacaktır. Çünkü kesin sonuç hayat boyu dengeli yağ ve kas oranına sahip olmamızla mümkün olacaktır.
Şimdi bu yaşımıza kadar olan yaşam alışkanlıklarımız bir tarafa bırakıp görsel olduğu kadar psikolojik ve sosyolojik açıdan mutlu, sağlıklı olmayı istiyorsak hayatımız boyunca egzersiz ve doğru beslenmeye “evet” dememiz gerekmektedir. Bütün bunlara “hayır” diyerek, 15 – 20 günlük diyetlerle vücudumuzun dengesini iyice bozacak sosyal, psikolojik, hormonal, kassal, kardiovasküler yapılarımız sağlıklı olarak çalışmayacak hayatımız boyunca bir şişman, bir zayıf görünümünde ama sağlıksız olmaya, “evet” demiş olacağız.
Sağlığınız için çok önemli bu kararı sadece siz verebilirsiniz.
Unutulmamalıdır ki, sağlıklı insanlar en büyük mutluluğa sahiptirler.
Omega 3 ve Omega 6’nın İdeal Dengesiyle Gelen Sağlık
· Düzenli kan dolaşımına yardımcı olur. Kanın akışkanlığına yardımcı olan Omega 3 ve kanın pıhtılaşmasını sağlayan Omega 6’nın 1/5-10 oranındaki dengeli alımı ideal kan dolaşımına katkıda bulunurken vücudun tüm fonksiyonlarını başarıyla gerçekleştirmesine zemin hazırlar. Bu dengede, damar kaslarının elastikiyetini fazlalaştırarak kanın rahat akmasını sağlar, oksijenin kan akışı içerisinde transferinin yapılmasına yardımcı olur.
· Kalp hastalıkları riskinin azaltılmasına yardımcı olur. Kalp ve damar hastalıkları Batı toplumlarında önde gelen ölüm nedenidir ve istatistiklere göre gelişmiş ülkelerdeki tüm ani ölümlerin en az %50’sinden sorumludur.
Kalp ve damar hastalıklarına neden olan sekiz ana faktör vardır. Bunlar sigara ve alkol kullanımı, yüksek tansiyon, kandaki şeker miktarı, stres, aşırı kilo, soyaçekim, düzenli egzersizin ihmal edilmesi ve kolesterol seviyesidir. Bu faktörlerin bazıları kontrol edilebilir, bazıları edilemez. Kolesterol de kontrol edilebilir faktörlerden biridir. Omega 3 ve Omega 6 dengeli beslenme, kolesterolü kontrol altında tutmanın yoludur.
Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengede alımı kandaki kolesterol seviyesini düşürerek kalp sağlığını korur, kalp ve damar hastalıkları riskini azaltır. Sağladığı düzenli kan dolaşımı sayesinde kanda pıhtı oluşma ya da damarlarda kalp krizine yol açabilecek herhangi bir tıkanma riskini azaltır. Bu dengede yüksek kan basıncını, düzensiz ve aritmik kalp atışlarını önlemeye yardımcı olur.
· Hücre gelişimine katkıda bulunur. Omega 3 ve Omega 6’nın ideal dengede alımı hücre zarının akışkanlığını sağlayan önemli etkenlerden biridir. Hücre zarında tepkilerin alımı ve transferinde etkin rol oynar. Elzem yağlar etkisini hücrelerin etkinliğini arttırarak gösterir. Bu da vücudun her santimetrekaresinde daha fazla sağlık anlamına gelir. Retina güçlenir ve gözler daha iyi görür, kalp daha iyi çalışır, cilt sağlıklı ve pürüzsüz bir görünüm kazanır, vücut enfeksiyonlara karşı daha dirençli olur.
· Enfeksiyonlara karşı güçlü bir savunma sisteminin kurulmasını sağlar. Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengesi vücudun savunma sistemini güçlendirerek hastalıklarla daha kolay başa çıkmamızı sağlar. Avustralya Sydney’de Institute of Respiratory Medicine tarafından yapılan bir araştırmada inceleme altına alınan 468 çocuğun arasında, astım hastalığına karşı Omega dengeli beslenenlerin dengeli beslenmeyanlere oranla çok daha dayanıklı oldukları görülmüştür.
Bugüne kadar yapılan pek çok araştırmada enfeksiyondan kaynaklanan birçok hastalığın tedavi sürecinde Omega yağlarının ideal dengesiyle beslenen hastalarda hastalık seyrinin çok daha iyi olduğu ve iyileşmenin hızla gerçekleştiği saptanmıştır.
· Gebelik döneminde ve sonrasında bebeklerin beyin ve sinir sisteminin gelişimine yardımcı olur. Gebelik öncesinde ve sonrasında annenin sağlıklı beslenmesi bebeğin gelişimi ve sağlığı açısından son derece önemlidir. The Expert Committe of the United Nations and World Health Organization’s joint Food and Agriculture Organization tarafından yapılan açıklamaya göre Omega 3 ve Omega 6 dengesiyle beslenen annelerin bebeklerinde beyin, sinir sistemi ve görme yeteneklerinin gelişiminin bu dengeyle beslenmeyen annelerin bebeklerine oranla daha iyi olduğu kanıtlanmıştır. Omega yağları, doğum öncesinde kan yoluyla doğumdan sonra da anne sütüyle beynin ve retinanın gelişiminde kullanılmak üzere bebeğe aktarılır.
Embriyonun beynin gelişimi ve beyin zarının yapılanması gebeliğin ilk birkaç haftası içinde gerçekleşir. Bu dönemde bebeğin büyümesi için harcanan enerjinin %70’lik gibi çok önemli bir kısmı sadece beyin gelişimi için harcanır. Bu oran doğumdan sonra %60’a düşer.
Beynin %60’ı yağdan oluşur. Ve beyin gelişmek için Omega 6 ailesinden arachidonic acid (AA), Omega 3 ailesinden ise Docosahexaenoic Acid (DHA)’e ihtiyaç duyar. Annenin besininde bulunan %0.5 oranındaki DHA bile fetusun merkez sinir sisteminin normal gelişimini sağlar. Araştırmalar gebelik başından itibaren elzem yağ asitleri açısından yetersiz beslenmenin fetusun beyin gelişimini olumsuz yönde etkilediğini göstermiştir.
· Mutlu ve zinde hissetmeye yardımcı olur. Pek çok araştırma Omega 3 ve Omega 6’nın dengeli alımı ile kandaki serotoninin bir göstergesi olan CSF 5-HIAA düzeyi arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Bilindiği gibi serotonin mutluluk duygusu üzerinde etkili olan bir madde. Omega dengeli bir beslenme serotonini arttırarak psikoloji üzerinde olumlu etki yaratıyor. Beyin hücrelerinin fonksiyonlarını yerine getirme başarısı hücre zarının akışkanlığıyla ilgilidir. Omega yağlarının ideal dengede tüketimi tüm hücrelerde olduğu gibi beyin hücre zarının da akışkanlığını arttırır. Hücre zarının akışkanlığını yitirmesi beynin pek çok fonksiyonunun yanı sıra davranışlarının ve psikolojinin olumsuz yönde etkilenmesine neden olur. Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengesi başta stres olmak üzere depresyon, öğrenim bozukluğu ve dikkat eksikliğinin görüldüğü ADD (Attention Deficit Disorder), şizofreni, kronik yorgunluk sendromu da dahil olmak üzere birçok psikolojik rahatsızlığa olumlu etki eder.
Elzem yağlar son derece zengin enerji kaynağıdır. Karbonhidratlardan ve proteinlerden daha fazla enerji sağlar. Vücudun ihtiyaç duyduğu enerji karşılanmadığı zaman zayıflık, enerji eksikliği, yorgunluk ve hastalıklar başgösterir. Stresi ve yorgunluğu yenmek ve yaşam enerjisiyle dolmak için vücudun iyi yağlara, yani Omega yağlarına ihtiyacı vardır.
· Kan şekeri seviyesinin kontrol altında tutulmasını sağlar. Son yıllarda yapılan bazı araştırmalar Omega 3 ve Omega 6 dengeli beslenmenin kan şekeri seviyesini kontrol altında tutmak amacıyla yapılan geleneksel düşük yağ rejimleri kadar başarılı olduğunu göstermiştir.
· Kadınların adet ve menopoz döneminde yaşadıkları sorunların en aza indirilmesine yardımcı olur. Omega 3 ve Omega 6 yağları hormon düzenleyici etkileriyle adet döneminde yaşanan ruhsal gerginlik, aşırı duygusallık, sancı, hassasiyet gibi sorunların giderilmesine katkıda bulunuyor. Omega 3, adet öncesi sendromlar üzerinde etkili. Omega yağlarının ideal dengesi ayrıca 45 ile 55 yaşları arasında başlayan ve kadınları 6 ile 13 yıl arası etkileyen menopoz dönemi sorunlarının da azaltılmasına yardımcı oluyor.
· Çok sayıda kadını orta yaş sonrası etkileyen kemik erimesi hastalığının tedavisine de katkıları vardır. Kemiklerin zayıflamasına, çabuk kırılmasına ve duruş bozukluklarına neden olan ve kalsiyum eksikliğinden meydana gelen kemik erimesi hastalığının tedavisinde de Omega 3 ve Omega 6 yağlarının olumlu etkileri bulunuyor. Omega 3 ve Omega 6 kalsiyumun vücutta absorbe edilmesini sağlayarak kemik şekillenmesi, yapılanması ve gelişmesi konusunda önemli rol oynuyor.
· Sağlıklı ve pürüzsüz bir cilt ile canlı ve parlak saçlar Omega 3 ve Omega 6 dengesinin gözle görülebilir sonuçlarıdır. Sağlıklı ve güzel bir cilt için ne yenildiği ne sürüldüğünden daha büyük önem taşır. Yenilen besinler cilt açısından sürülen kremlerden ya da losyonlardan çok daha etkilidir.
Cilt hücrelerinin vitaminlere ve minerallere ihtiyacı vardır. Yağlar da önemlidir, ancak doğru yağların tüketilmesi gerekir. Omega 3 ve Omega 6 dengeli beslenme cilt hücrelerini güçlü ve nemli tutar. Elzem yağlar cilt hücrelerini saran zarı güçlendirir. Cildin daha genç görünmesini sağlar, kırışıklıkları önler. Cilt üzerindeki yaraların enfeksiyon kapmasını engeller, çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Elzem yağların eksikliği cildin kurumasına ve çabuk yaşlanmasına neden olur. Ayrıca Omega yağlarının ideal dengesiyle gelen düzenli kan dolaşımı sayesinde cilde daha fazla oksijen taşınır ve cilt beslenir.
Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengesi akne, siyah noktalar gibi cilt sorunlarının giderilmesinde de etkilidir. Bu gibi cilt problemleri A, D ve E vitaminleri eksikliğinin yanı sıra Omega elzem yağlarının eksikliğinden de kaynaklanır.
Teknolojinin gelişmesi, yaşam şartlarının gün geçtikçe ağırlaşması ebeveynlerin daha fazla çalışmalarının yanında sağlıklarına da gerekli önemli göstermemeleri sonucunda hem görsel, hem de fizyolojik olarak sağlıklarını kaybetmelerine neden olmaktadır. Düzenli beslenmeyen ve doğru egzersiz yapmayan insanların hormonları düzenli salgılamayacağından kendilerinin de mutlu olmasının mümkün olmadığı gibi çevresindeki insanlarda yeterli ilgiyi gösteremeyeceklerdir. Bu insanların vücutlarındaki yağ oranı arttıkça şişmanlık psikolojisinin ürünü olan kendine güvensizlik, beğenilmeme, çevresine mutlu gözüken fakat kendi içinde sorunları artarak devam eden, ağrı, stres gibi uyaranlara daha fazla uyarılma örneği gösteren kişilerden biri olacaklardır. Ebeveynler her yönüyle çocuklarına örnek olmalıdır. Hem kendi sağlıklarını hem de çocuklarının sağlıklarını düşünerek doğru beslenme yanında bedensel egzersiz programlarını ihmal etmemelidirler.
Sevgisizlik
İnsanlarda meydana gelen fazla yağ, yani şişmanlık genetik, çevresel ve psikolojik faktörlerin dışında aile bireylerinin yanlış tutumlarından da kaynaklanmaktadır. Şişmanlık eğilimi bulunan insanların aileleri incelendiğinde aile bireylerin birinin veya ikisinin birden sevgiden veya içtenlikten mahrum olarak büyüdükleri, sevginin karşılığı olarak da yiyeceğe yöneldikleri görülmüştür.
Çocuğa dikkat
Bu tür ailelerde annelerin genellikle yetişme çağlarında sosyal veya ekonomik zorluk çekmiş kişiler olduğu gözlenmiştir. Bu tür aile bireyleri, dengesiz beslenmiş çocuklarıyla özdeşleşerek, kendilerinin gelişme çağındaki ekonomik veya psikolojik eksikliği telafi yoluna gitmektedirler. Tabii çocuğun gelişme çağında, aile bireylerinin çalışmasından dolayı çocuklarla ilgilenen aile büyüklerinin sevgi ve ilgiyi yemek yedirme gibi görmeleri, çocuğun şişmanlama eğilimini artırmaktadır.
Çocukluk döneminde uygulanacak beslenme programının yetersiz olması da çocuğun gelişimini kötü yönde etkiler. Bu yüzden bilinçli bir beslenme programı uygulanmalıdır. Beslenme programı uygulamaları sırasında ölçü annenin tabağa koyduğu yiyecek olmamalı çocuğun günlük aktivitelerine, yaşına, cinsiyetine göre yemek miktarı ayarlanmalıdır. Küçük yaşlardan itibaren kazanılacak egzersiz alışkanlıkları çocuğun hayatı boyunca doğru beslenmesiyle birlikte daha faal ve kendini daha iyi kontrol eden sağlıklı bir insan olmasını sağlayacaktır.
Fast food
Fast food ürünleri, besleyici değeri daha fazla olan ev yemeklerinden daha ilgi çekici olmaktadır. Çocukların bu tür yiyeceklere karşı ilgileri artarken temel besin maddelerine olan ilgileri azalmaktadır. Böylece sağlıksız bir beslenmeye doğru gidilmektedir. Temel gıda maddelerinin kullanımı bir disiplin içinde çocuklara verildikten sonra tabii ki belirli aralıklarla fast food ürünlerine, çikolatalara doğru ve yeterli beslenme programının içinde yer verilebilir.
Sağlıklı bir vücuda sahip olmanın ve dengeli beslenmenin şartlarından biri de yeterli su alınmasıdır. Çocukluk çağında başlayan ve ileriki yaşlarda da devam eden sıvı ihtiyacını meşrubattan sağlama isteği metabolizma için doğru bir davranış değildir. Çocuklara su içme alışkanlıkları kazandırılmalı, haftada belirlenecek sayıda gazlı veya gazsız meşrubatlara izin verilmelidir. Çocukların meşrubatsız yemek yememeleri çocuğun anlayacağı düzeyde telkinlerle sağlanmalıdır. Amacımız sağlıklı, eğitimli bir nesil yetiştirmekse aile bireylerinin çocuklarına örnek olmaları gerektiği unutulmamalıdır.
Mayo Clinic doktorları, geliştirdikleri son diyete uyup günde dört porsiyon sebze, üç porsiyon da meyve yiyen herkesin ideal kilosuna kavuşacağını söylüyor. İdeal kilolarına ulaşmak için çaba harcayan ancak bir türlü başarılı olamayanlar için uzmanlar son geliştirdikleri formülü açıkladı: “Günde en az dört porsiyon sebze, üç porsiyon meyve…” Meyve ve sebzelerin büyük oranda lif ve su içerdiğini vurgulayan Mayo Clinic doktorları ve beslenme uzmanları, klasik kahvaltı anlaşının da değiştirilmesi gerektiğini söyledi.
Günün ilk öğününde yağ, yumurta, reçel yerine yine sebze ve meyve öneren uzmanlar, özetle şu mesajı verdi: “Acıktıkça meyve, sebze yiyin, miktarı önemli değil.” Brokoli gibi yeni ve farklı sebzelerin denenmesini de tavsiye eden uzmanlar, salatada marulla sınırlı kalınmamasını, ıspanak, hindiba, pazı, tere, lahana gibi sebzelere de yer verilmesini önerdiler.
Sebze-meyve bağırsak kanserini de önlüyor
Uzmanlar, bağırsak kanseri vakalarının yüzde 75 inin riskli yaşam tarzı ve keyif verici maddelerin aşırı tüketiminden kaynaklandığını belirterek, bu hastalıktan korunmak isteyen herkese çiğ ve taze sebze, meyve öneriyor. Düzenli olarak sebze, meyve tüketen kişilerin, bağırsak kanseri riskini büyük ölçüde düşürdüklerini söyleyen uzmanlar, sadece bu tür gıdaları yemenin yeterli olmadığını hatırlatıp düzenli spor yapılması gerektiğini de hatırlatıyor.
Denemekte fayda var! Sebzeleri çorbalara katarak tüketin. Pişirilmiş veya püre yapılmış sebzeleri sos olarak kullanın. Kahvaltınıza çiğ sebze ve meyveleri dahil edin. Salatalarınızı mümkün olduğunca zenginleştirin. Yemek tariflerinize çiğ sebzeleri ekleyin. Köfte yaparken kıymaya havuç, patates ya da elma ekleyin.
Fazla kiloları yaratan yağları yakmaya çalışırken aman dikkat! Bilinçsiz yanlış yöntemlerle vücudunuza zarar verebilirsiniz
Günümüzde hareketsiz ve yoğun yaşantı içerisinde, insanların vücutlarında birçok rahatsızlıklar meydana gelmektedir.
Bu rahatsızlıkların başında gelen şişmanlık, hem fizyolojik hem de sosyolojik açıdan insanları etkilemektedir. Şişmanlığın insan vücudunda oluşturduğu bu olumsuz etkilerden kurtulmak için birçok yöntem uygulanmaktadır. Bu yöntemlerin içinde, vücuttaki şişmanlığın giderilmesi açısından yanlış ve zararlı uygulamalar insanları başarıya ulaştıramayacağı için etkisiz olacaktır. Şişmanlığın giderilmesi için uygulanacak yöntemler kilo vermeye yönelik olmamalı, vücutta yağ kitlesini azaltıp kas kitlesini artıracak yöntemler olmalıdır.
Yağ yakmak amacıyla uygulanan yanlış yöntemler şunlardır:
• Sauna: Vücuttaki su kaybını sağlayan yöntemlerdendir. Vücut suyunu azalttıkça, yağ yakmak daha zor olacaktır.
• Diüretik ilaç ve çaylar: Diüretik maddeler veya çaylar, vücutta yağ yakmamızı sağlamaz; sadece vücut suyunun idrar yoluyla vücudun dışına atılmasını sağlar.
• Aç kalmak: Gerekli gıda maddelerini almadan uygulayacağınız yöntemler, vücudunuzdaki kas kütlesinin azalmasına sebep olurken, yağ kitlesinde bir değişim görülmeyecektir. Kaslar vücudunuzda yağ yakan fabrikalar olduğuna göre, yağ yakmak için kas kitlemizi kaybetmemiz gerekmektedir.
• Masaj: Dolaşım sistemini ve kaslardaki gerilmeleri rahatlatmak için uygulanan manipulasyonlar, vücudumuzdaki yağı yakmayacağı gibi, vücut yağını bir yerden bir yere de taşımaz.
• Karbonhidratsız beslenme: Karbonhidrat insanların mutluluk kaynağı olmasının yanında, vücut için önemli bir besin maddesidir. Karbonhidratlar vücudumuzda su tuttuğu için, şişman insanlar yememektedir. Önemli olan kilo kaybı değil yağ kaybı olduğuna göre, karbonhidratsız vücudun yağ yakmayacağı bilinmelidir.
• Yüksek tempolu egzersizler: Yüksek tempolu egzersizlerle vücudumuzda daha fazla karbonhidrat, daha az yağ yakılacağı unutulmamalıdır.
• Ağırlık çalışmaları: Ağırlık çalışmaları yağ yakmamızı sağlamaz, ama kas kitlesini reaksiyona geçireceği için yağ yakmada destekleyici bir faktör oluşturacaktır.
• Kısa süreli diyetler: Kısa süreli diyetlerle vücudumuzda yağ yakamadığımız gibi, diyeti bıraktığımızda vücudumuzdaki yağ artışı hızlanacaktır.
Kısacası tüm bu yöntemlerle vücudumuzda biriken istenmeyen yağlardan kurtulmamız mümkün değildir. Vücudumuzun sağlıklı olarak yağ yakabilmesi için egzersizin ve doğru beslenme alışkanlıklarının kazanılması ve hayat boyu devamı gereklidir.
Günümüzün önemli sağlık sorunlarının başında gelen şişmanlıktan (obezite) kurtulmak için bilinçsizce yapılan diyetlerin böbrek hastalığına neden olabildiği belirtildi.
Aydın 82. Yıl Devlet Hastanesi Diyaliz Servisi Sorumlu Hekimi Dr. Hamza Ay, zayıflamak için uzun süre yemek yemeyen ve su içmeyen kişilerin beslenme yetersizliğine bağlı olarak karaciğer ve böbreklerinin hasar gördüğünü belirterek, özellikle yaz mevsiminde uzun süre sıvı almayan kişilerin kronik böbrek yetmezliği hastalığına yakalanma riskinin yüksek olduğunu kaydetti. Daha çok genç bayanların şişmanlık korkusu nedeniyle yaptıkları bilinçsiz diyetler sonucu böbreklerini kaybettiklerini ifade eden Dr. Hamza Ay, “Özellikle yaz aylarında vatandaşlarımız yeterli miktarda sıvı almaya özen göstersin. Diyet yapmak aç ve susuz yaşamak değildir” dedi.
Şu anda Aydın merkezde 200, il genelinde ise yaklaşık 300 kişinin hastanelerde diyaliz tedavisi gördüğünü ve bu hastaların çoğunluğunun bayanlardan oluştuğunu söyleyen Dr. Ay, “Özellikle genç bayanlar, zayıflayarak daha güzel görünüme kavuşmak için hayatını karartabiliyor. Diyet yapacak olanlar, bunu mutlaka bir uzmanın denetiminde yapsınlar. Maalesef Aydın’da bilinçsiz yapılan diyetler sonunda böbrekleri iflas etmiş hastalarımız var. Hastalarımızın çoğunluğunu gençler oluşturuyor. Bununda en önemli nedeni kişilerin sağlık konusunda yeterli bilgiye sahip olmamasıdır” diye konuştu.
Bir kilo sorunuyla mücadele eden herkes, hemen zayıflamayı arzular. Aslında, piyasa her yıl en yeni çabuk zayıflama planlarıyla dolup taşmaktadır.
Şunu akıldan çıkarmayın: iddiaların çoğu çok abartılıdır.
Şunu da dikkate alın: haftada 1 kilodan fazla bir hızla kilo kaybetmenizi sağlayan herhangi bir şey, sağlığınız için tehlikeli olabilir.
İyi haberler de var: gerçekten sağlıklı kilo kaybını öğrenmek için karmaşık formülleri ya da bilimsel teorileri hatmetmeniz gerekmez. Temel bilgi basittir: fazla yağ stoklarınız, tükettiğinizden daha fazla enerji (kaloriler) harcayarak kullanılabilir.
Günlük Kalori Açığı
Şimdi biraz daha ayrıntılı ele alalım, ilk adım, fiziksel ve zihinsel görevlerini yerine getirmek için vücudunuzun ihtiyaç duyduğundan daha az yemek üzere, gıda tüketiminizi azaltmaktır. Günlük kalori harcamanız ile günlük kalori alımınız arasındaki farka günlük kalori açığı denir.
Günlük kalori harcamanız, ağırlığınızın 5 ile çarpılmasıyla yaklaşık olarak hesaplanabilir. Bu hesaplama, genç ya da erkekseniz harcamanızı düşük tahmin edebilir yaşlı ya da kadınsanız yüksek tahmin edebilir. Bir diyetin içerdiği kalori gıda tablolarından tahmin edilebilir, ama porsiyon miktarlarını ve büyüklüklerini dikkatle ölçmeniz gerekir. Hem içerilen kalori miktarını hem de harcanmasını tahmin etmede önemli hatalar yapmak mümkündür. Bir diyet uzmanı böyle bir hesaplamaya yardımcı olabilir.
İkinci adım, vücudunuzun günlük kalori açığını kapatma biçimiyle ilgilidir, ideal olarak, kilo kaybetmek için, vücudunuz fazla kalori sağlamak üzere yalnızca vücut yağlarını kullanacaktır. Ancak vücut proteini de kullanılır (açık büyükse ve diyetin protein içeriği azsa ve biyolojik kalitesi düşükse daha fazla kullanılır). Vücut proteininin bu kaybı, kilo kaybı oranını arttırır, çünkü 1 gram vücut proteini ile, 1 gram vücut yağının sekizde biri ilâ onda biri yaklaşık olarak aynı oranda kalori içerir.
Kilo Verme Hızı
Oldukça fazla kiloluysanız ve daha az yemeye dayanan bir zayıflama programına başladıysanız, ilk ya da ikinci haftada hızla kilo verdiğinizi farkedeceksiniz. Bu ilk kilo kaybı size planınız konusunda güven verir. Ama, böyle bir kaybın yalnızca yağ kaybıyla sınırlı olmadığını akılda tutun. Kilo kaybınız kısmen bir sıvı kaybına ve kaslarınız ve karaciğerinizdeki glikojen stoklarının tükenmesine bağlı olabilir. Bu nedenle, bu ilk birk ç günde kaybedebileceğiniz 1 ilâ 2,5 kilo kendinizi iyi hissetmenizi sağlayabilir, ama sürekli kilo kaybı (yağ kaybı) daha yavaş bir süreçtir.
Bir günde yarım kilo yağ kaybı, hemen hemen olanaksız bir hedef olan 3500 kalori açığını gerektirir oysa birçok hızlı zayıflama programı bunun olanaklı olduğunu ileri sürmektedir. Daha makul bir hedef, günde 500 ilâ 1000 kalorilik bir açık planlamaktır. Böyle bir sınırlama, genellikle haftada yarım ya da bir kilo kadar vücut yağı kaybına yol açar.
Daha küçük kalori açığının (500 kalori) avantajı, zayıflama sürecinde vücudunuzun protein dokularının kaybedilmemesi konusunda verdiği güvencedir. Daha büyük kalori açığının (1000 kalori) avantajı, daha hızlı zayıflamadır. Ayrıca gıda miktarlarını ölçmedeki küçük hataların, diyet çabalarınızın sonuçlarını etkilemesi daha küçük bir olasılıktır.
Şunu unutmayın; haftada 1 kilodan fazla zayıflama vaadeden herhangi bir program, fazla kilo kaybının yalnızca vücut yağı değil su, protein ve glikojen biçiminde olması açısından sağlıksızdır.
Uzun dönemde haftalık yaklaşık kilo kaybınızı, günlük kalori açığınızı 0,002 ile çarparak hesaplayabilirsiniz. Örneğin, günde enerjiye 2000 kalori harcıyorsanız ve 1500 kalori değerinde enerji alıyorsanız, açığınız günde 500 kaloridir. Beşyüz kalori 0,002 ile çarpıldığında, haftada tahmini yarım kilo kaybı sonucunu verir.
Başarısızlıklar
Kalori ve karbonhidrat açısından zengin, tek bir büyük pasta karşısında kendinizi tutamazsanız, esas olarak glikojen stoklarındaki artış nedeniyle, ertesi gün 1 ya da 1,5 kilo aldığınızı görebilirsiniz. Bu, tek bir yemeğin ya da tatlının bir haftalık diyeti boşa çıkardığını görüp hayal kırıklığına uğramanıza neden olabilir. Ama öyle değildir.
Hemen diyet programınıza dönerseniz, kilo artışının tamamı değilse bile büyük kısmı ertesi gün ya da iki gün sonra yokolacaktır. Zayıflama, pastadaki kalori miktarı kadar programın gerisinde kalacaktır, ama genellikle önceki diyetin yalnızca bir ya da iki gününün boşa gitmesine neden olur.
Diyet sürecinin yarısı aldığınız kaloriyi azaltmaktır, ikinci yarısı ise harcadığınız kalori miktarını artırmaktır.
Genel olarak kilolu olsun ya da olmasın insanların büyük bir kısmı yanlış besleniyor. Bir kişi fazla kiloya sahipse bir takım hatalarla yaşıyor demektir. En büyük hata ise öğünlerdeki düzensizlik ve öğün atlama. Sadece bu sorunun çözülmesi özellikle 10 kilo ve üstü fazlalığa sahip olan kişilerde kesin çözümdür. Ancak bu kişilerin yaptığı öğünlerin düzenini dikkate almadan kalori hesabı yapmaktır. Kısa vadede bazı sonuçlar alınsa da, uzun vadede özellikle kilonun korunmasında hiçbir işe yaramaz.
- İkinci dikkat edilmesi gereken konu ise günlük diyeti oluşturanların, yani besinlerimizin diyetetik olması. Bu konuya kilo sorunu olsun ya da olmasın genel sağlığına dikkat eden herkesin dikkat etmesi gerekir. Büyüme çağındaki bir çocuk da, 80 yaşındaki bir yaşlı da sağlıklı beslenmelidir. Bu besinler;
· Az yağlı süt ve süt ürünleri, az yağlı peynir, az yağlı et, balık ve tavuk olmalıdır.
· Vitamin ve mineral gereksinimini karşılayan sebze ve meyveler yer almalıdır. Bu besinler posa içerdikleri için de önemlidirler.
· Başta kurubaklagiller olmak üzere, tüm tahıllar ve kepekli ekmek, karbonhidrat gereksiniminin karşılanması için önemlidir.
- Üçüncü olarak ve bir diyetin başarısını belirleyen en önemli faktör de su alımıdır. Çay, kahve ve diğer sıvılar dışında günde en az 8-10 bardak su içilmelidir. İnsanların önemli bir kısmı günde 1-3 bardak su içmektedir. Bu insanlar yıllardan beri bu kadar az miktarda su içtiklerinden, su içme alışkanlıkları olmamaktadır. Dünyanın en iyi diyetini de yapıyor olsanız eğer su içmezseniz o diyetin başarısını baltalamış olursunuz. Gün boyunca ne kadar su içildiği bilinmelidir. İlk hafta 3-5 bardak su içilmeli, 2. hafta 5-8 bardağa çıkarılmalı ve 1 ay sonra 8-10 bardağa ulaşılmalıdır. İlk zamanlar biraz zor olsa da 2-4 ay sonra susama hissi gelişecek ve istenerek su içilecektir.
- “Konstipasyon (kabızlık sorununuz var mı?” sorusuna “Hayır, yok” yanıtını aldığınızda bu sefer “Ne kadar sıklıkla büyük tuvaletinizi yaparsınız?” sorusunuı takiben “2-3 günde bir” yanıtını alırsınız. Kilolu insanların büyük bir kısmında bu şekilde bir diyalog geçmekte. Bu kişilerin ciddi bir konstipasyon sorunu olduğu halde, daha büyük bir sorun kişilerin bunu farketmemeleridir. Rahatsızlık duyarak farkında olanlar ise, belki de daha şanslılar. Konstipasyon;
· Sebze, salata, spor ve bol su içilerek düzeltilmelidir.
· Sağlıklı bir insan günde bir kere büyük tuvaletine çıkmalıdır. Düzenli bioritme sahip olan bir kişinin sabah uyanış saatleri nasıl belirgin ise büyük tuvaletine gidiş saatleri de belirgin olmalıdır. İnsanların %80’i sabah saatlerinde bu ihtiyaçlarını giderirler. Kilo verme süreci içerisinde düzenli bir tuvalet alışkanlığının oturtulması gerekmektedir. Eğer konstipasyon sorunu varsa, kişi ya kilo alıyor yada kilo veremiyordur. Mutlaka takip edilmelidir.
· Fiziksel aktivite arttırılmalıdır. Yürüyüş veya karın egzersizleri önerilir.
- Tartı bir evde olması gereken en önemli ev aletlerinin başında gelmelidir. Tv ya da çamaşır makinanızı alırken gösterdiğiniz seçiciliği tartı alırken de göstermelisiniz. Onun size her zaman rehberlik edeceğini unutmamalısınız.
Hedef: yağ dokusunun kaybı
Rejim yaparken esas amaç yağ dokusunu kaybetmektir. 15 gün aç kalarak, ya da çok az beslenerek 7 kilo vermek mümkün. Ama bu 7 kilonun sadece 3’ü yağ dokusundan, geri kalan 2’si protein dokusundan gelir. İşte bu 2 kiloluk protein kaybı vücudun genel sağlığına çok zarar verir. Üstelik tekrar kilo alsanız bile, kaybedilen proteini yerine koyamazsınız, onun yerine yağ dokusunu kazanırsınız. Kaybedilen protein yüzünden de bir çok hastalığa zemin hazırlamış olursunuz. Hastalıklarınız uzun ve ağır seyreder, sinirli vr huzursuz bir ruh hali gelişir. Ülkemizde, özellikle kadınlarda anemi (kansızlık) oranı yüksek.
Hiçbir zaman kilo verirken bir başkasıyla ya da kendinizle yarışmayın. İlk ayda 3-6 kilo kaybedilebilir, ikinci ayın içinde 2-4 kilo, üçüncü aydan sonra ayda 1-3 kilo kaybedilir ve daha sonraki aylar bu şekilde devam eder. Eğer haftada 3 kere 1’er saatlik orta düzeyde egzersiz yapabilirseniz haftada 250g. daha fazla verebilirsiniz. İdeali 1. aydan sonra haftada 500 g. vermektir.
Nelerle karşılaşırsanız?
Haftada x kilosunu vermek başarının göstergesi değildir. Gerçek başarı 1 ay, 3 ay hatta 6 ay sonra hala kilo verebiliyor musunuz? Verdiğiniz kiloları kiloları koruyabiliyor musunuz? Başarının kriterleri bunlardır. Bunu sağlamak için dengeli ve düzenli beslenmeyi ideal bir yaşam tarzı olarak benimsemeniz gerekmektedir. Kendi ortamınızda beslenerek, belki de çevre şartlarınızı zorlayarak, çevrenizde diet yaptığınızı bilen kişilerin ısrarlarına karşı koyarak, belki de diyette olduğunuzu gizleyerek bu sorununuzun üstesinden gelmelisiniz. Ayrıca kadınların kilosu regl öncesi dönemde 0.5-1.5 kilo artmaktadır. Bu artış yağ birikiminden çok, su toplanmasından kaynaklanmaktadır. Kilo artışı ne kadar fazla olursa ödem, yorgunluk hissi ve psikolojik rahatsızlıklar(sıkıntı, huzursuzluk vs.) o kadar fazla hissedilir. Dengeli ve düzenli beslenme bu tip şikayetleri de azaltacaktır. Bu dönemde tuzdan uzak beslenmeli, bol su içilmelidir(her zamankinden 2-4 bardak fazla)
EPHEDRA
Kola nut, guarana, yeşil çay en sık kullanılanlardır. Pekçok bitkisel zayıflama ürünü metabolizmayı hızlandırmak ve iştahı azaltmak için bu uyarıcı bitkileri içerir. Bu uyarıcı bitkileri kesinlikle kullanmamanızı öneriyoruz. Eğer yüksek tansiyon, herhangi bir kalp rahatsızlığı, uykusuzluk, kronik yorgunluk ve anksiyete gibi problemleriniz varsa bu ürünleri kullanırken daha da dikkatli olmalısınız. Bitkisel kan ve bağırsak temizleyiciler, laksatifler ve diüretikler (idrar söktürücüler) de aynı zamanda pekçok üründe kullanılırlar. Bu ürünleri hiç kullanmamalı veya kullanmadan önce mutlaka bir uzmanla görüşmelisiniz.
GİNKO BİLOBA (Akıllı bitki)
Dolaşım üzerinde olumlu etkileri olan, güçlü bir antioksidan bitkidir. Kalp, beyin ve tüm vücut oksijenizasyonunu çoğaltır. Zihinsel fonksiyonları arttırır (akıllı bitki olarak bilinir) ve kas ağrılarını azaltır. Ayrıca kan basıncını düşürür, kanın pıhtılaşmasını, dolayısıyla damarları tıkamasını önler ve güçlü bir yaşlanma geciktiricidir. Antioksidan destek olarak günde 160-320 mg olarak kullanılır. Gingko Biloba, Standardized Extract, Ginkobil, Gikoplus gibi isimlerle pazarlanmaktadır.
Alzheimer hastalığının belirtilerini azaltır, ilerlemesini yavaşlatır. Baş dönmesi, kulak çınlaması, baş ağrısı, bunaltı ve depresyon belirtilerini iyileştirir. Şeker hastalığının dolaşım sistemi ve sinir sisteminde oluşturduğu hasarı sınırlar. Diyabete bağlı nöropati dışında diyabetik göz hastalığında da yararlı olabilir. Beyin gücünü optimumda tutar. Belleği korur, hatırlamayı kolaylaştırır. Kalp krizi ve beyin felci-inme riskini azaltır. Cinsel gücü destekler. Dolaşım bozukluğuna bağlı penis ereksiyon sorununda yararlı etki yapar. Gözde yaşlanma sonucu gelişen makula dejenerasyonunu ve katarakt sorunlarını geciktirir. Antioksidan etkilidir.
Şeker Açlık Duygusuna Yol Açar mı?
Vücudumuza aldığımız şeker bize sadece kalori verir. Bunun dışında vücut için hiçbir faydası yoktur. Şeker yenildiği zaman insulin salgılanımı uyrılacağı için açlık hissi uyandırır. Diyet yapan insanlar kan şekerlerinin düştüğünü bahane ederek şeker alımına ihtiyaçları olduğunu düşünürler. Oysa vücuda alınan tüm besinler ve şekerler glikoza dönüşmektedir. Bu yüzden kişi hiç şeker yemese de diyete bağlı olarak kan şekeri düşmez.
Şeker haricinde kullanılan tatlandırıcılar da insan vücudunda ciddi sağlık sorunlarının nedenleri arasında yer alabiliyor. Uzun süre ve çok yüksek düzeyde alınan tatlandırıcıların kanser yapıcı etkisi olduğu görülmüştür. Bu ürünlerin insülin salınımı üzerinde şeker kadar etkileri yoktur, bu yüzden normal şekerden daha iyi oldukları düşünülebilir. Rafine beyaz şeker yerine, daha az kalori içeren ve mineral tuzlarla vitaminler açsından da daha zengin olan balı tercih etmek organizma açısından çok daha yararlıdır.
Zayıflama Rejimlerinde Önemli Olan Günde Ne Kadar Kalori Alındığı mıdır?
Kalori hesabı yapmak zayıflamak isteyen bir kişi için şarttır ama kalorinin nasıl alındığı önemlidir. Vücuda alınan kalorinin %12 – 15’i proteinlerden, %25 – 30’u yağlardan ve %50 – 60’ı karbonhidratlardan gelmelidir. 1 gram yağ 9 kalori, 1 gram protein ve karbonhidrat 4 kalori vermektedir. Vücuda alınan karbonhidratların ve proteinlerin fazlası da yağ olarak depo edilmektedir. Bütün kalorilerin vücutta yaptığı etki ve kiloya dönüşme özelliği aynı değildir. Örneğin aldığımız karbonhidrat, protein ve yağlar kalori olarak harcanabilmesi için glikoza dönüşmektedir ilk önce glikoza dönüşen grup karbonhidratlardır. Daha sonra yağlar ve proteinler glikoza dönüşür. Alınan kalori harcanan kalorideen daha az ise harcanamayan glikozlar yağa dönüşerek vücudun değişik yerlerinde depo edilir. Kadınlarda daha çok kalçada depolanırken, erkeklerde göbekte depo edilir.
Atıştırmak Formu Bozar mı?
Gün içinde yemek zamanları dışında bir şeyler yiyor ve normalde 3 öğünden aldığınız kaloriyi 4,5 hatta 6 küçük öğünde alıyorsanız bu atıştırmalar bir sorun yaratmaz. Çünkü bu şekilde bir beslenme düzeni aşırı kalori almamanızı ve vücudunuzun her öğünde sindirim olayı için daha çok kalori harcamasını sağlar. Fakat siz her öğünlerinizde yemeniz gerektiği kadar yedikten sonra abur cubur atıştırıyorsanız, bu elbette kilo almanıza neden olacaktır.
Tuz Şişmanlatır mı?
Tuz, vücudun su tutmasına yol açar ancak vücuttaki yağ oranlarıyla hiçbir ilgisi yoktur. Buna karşılık aşırı tuz kullanımı suyla beraber kişide şişkinlik hissine yol açabilir. Bu yüzden özellikle adet dönemi öncesinde tuz kullanımında aşırıya kaçılmaması tavsiye edilir. Öte yandan tuzun iştah açıcı etkisi göz önünde tutulduğunda özellikle rejim yaparken neden tuzdan kaçınılması gerektiğide ortaya çıkar. Dolayısıyla tuzun kilo alımı üzerinde doğrudan değil, dolaylı bir etkisi vardır.
Sık Yapılan Ağır Rejimler Metabolizmayı Bozar mı?
Ağır rejimler sadece metabolizmayı değil sindirim sisteminizi de bozar. Önce aşırı bir kısıtlama, dolayısıyla ani kilo verme, ardından da aşırı yasaklar yüzünden kontrolün kaybedilmesi ve ani kilo alımı gibi bir kısır döngüye girildiğinde metabolizma sarsılır. Bunun sonucunda da çok doğal olarak aşırı kilo riski artar. Buna bağlı olarak kişide yeme ihtiyacının tamamen ön plana çıktığı pek çok patolojik sorun ortaya çıkabilir. Bu durumda yapılması gereken; yavaş kilo verdiren, kişiyi korkunç yasaklar içinde boğmayan ve hem yemek hem de rejim olayını yaşamın tek unsuru haline getirmeyen rejimlere yönelmektir.
Çok Su İçmek Zayıflatır mı?
Belli bir diyet ve egzersiz programına bağlı olmadan çok miktarda su içmenin zayıflatıcı bir etkisi yoktur. Buna karşılık rejim yaparken, özellikle su, bitkisel çaylar gibi bol miktarda (en az 1,5 litre) sıvı alınması vücutta biriken toksinlerin atılmasını kolaylaştırmak açısından yararlı olacaktır. Gün içinde hafif bir açlık hissettiğinizde bir büyük bardak su içmek belki de o an için iştahınızı kesebilir ve sizi gereksiz kaloriler almaktan koruyabilir. Özellikle mineral tuzlar açısından zengin suların tercih edilmesi, rejim sırasında vücutta bazı besinlerin tüketilmesine bağlı olarak ortaya çıkan eksikliklerin giderilmesine yardımcı olabilir.
Zayıflamak için Suyu Öğün Aralarında mı İçmek Gerekir?
Zayıflamak için suyu yemeklerden önce içmek gerekir. Yemek öncesi içilen su mide kapasitesini dolduracağı için tokluk hissi verecektir ve yenilen yemek miktarını azaltacaktır. Yemek aralarında içilen su ise iştah açabilir. Ayrıca sıvı tüketmeden ya da az miktarda sıvı alarak yediğiniz bir yemekte daha çabuk doyarsınız. Ancak lifli yiyeceklerin, bir miktar sıvıyla tüketilmesi lifin şişerek hacim oluşturmasını ve tokluk hissi vermesini sağlayacağı için bu tip besinlerin sıvı gıdalarla veya suyla birlikte alınmamasında yarar vardır.
Sıcak Ortamlar Zayıflatır mı?
Sauna gibi sıcak ortamlarda terlemeyle kaybedilen, yağ değil sudur. Bu gibi sıcak ortamlar organizmanın toksinlerden arınmasını, kasların gevşemesini, kırgınlığın atılmasını sağlar ama sizi zayıflatmaz.. Mutlaka soğuk suyla yapılan bir duşla tamamlanması gereken sauna seansları, kalp damar, solunum ve dolaşım sistemi hastalıkları olan kişiler için uygun değildir. Ayrıca kilo kaybetme açısından bakacak olursak soğuk, sıcaktan çok daha etkilidir. Örneğin 18 derece suyla yapılacak bir banyo dakikada 7,2 kalori harcamanızı sağlar.
Alkol Şişmanlatır mı?
Bütün alkollü içecekler, hatta içerdiği tannin gibi maddeler sayesinde diğerlerinden daha iyi olduğu iddia edilen şarap bile, az ya da çok oranda kalori içerir. 1 kadeh şarapta 85 kalori varken, 1 kadeh rakıda 335 kalori vardır. Ayrıca alkol alımına bağlı olarak tüketilen diğer besin maddelerinin de (kızarmış patates, cips, mezeler vs.) vücutta gereksiz bir kalori ve yağ deposu olarak kalacağını unutmamak gerekir.
Diyet Ürünleri Zayıflatmaya Neden Olur mu?
Diyet ürünleri zayıflamayı sağlamaz, ancak bu ürünlerin zayıflamaya yardımcı oldukları bilinmektedir. Tabii hangi besin maddesinden söz ettiğiniz de önemli.
· Süt, yoğurt, peynir ve et gibi ürünler yağı azaltılarak diyet hale getirilirler.
· Şekerlemeler, çikolatalar, şekerli içecekler şeker yerine tatlandırıcılarla yapılmışlarsa kaloriler azaltılmıştır. Eğer şekerden daha geç emilen sorbitol, fruktoz gibi doğal tatlandırıcılar kullanılmış ise kalorisi normal ürünlerle aynıdır.
· Ekmek grubu ürünler diyet ürün haline getirilirken lif yönünden zenginleştirilmekte ve yağ eklenmemektedir.
Fazla kiloları yaratan yağları yakmaya çalışırken aman dikkat! Bilinçsiz yanlış yöntemlerle vücudunuza zarar verebilirsiniz.
Günümüzde hareketsiz ve yoğun yaşantı içerisinde, insanların vücutlarında birçok rahatsızlıklar meydana gelmektedir. Bu rahatsızlıkların başında gelen şişmanlık, hem fizyolojik hem de sosyolojik açıdan insanları etkilemektedir. Şişmanlığın insan vücudunda oluşturduğu bu olumsuz etkilerden kurtulmak için birçok yöntem uygulanmaktadır. Bu yöntemlerin içinde, vücuttaki şişmanlığın giderilmesi açısından yanlış ve zararlı uygulamalar insanları başarıya ulaştıramayacağı için etkisiz olacaktır. Şişmanlığın giderilmesi için uygulanacak yöntemler kilo vermeye yönelik olmamalı, vücutta yağ kitlesini azaltıp kas kitlesini artıracak yöntemler olmalıdır. Yağ yakmak amacıyla uygulanan yanlış yöntemler şunlardır:
Sauna
Vücuttaki su kaybını sağlayan yöntemlerdendir. Vücut suyunu azalttıkça, yağ yakmak daha zor olacaktır.
Diüretik ilaç ve çaylar
Diüretik maddeler veya çaylar, vücutta yağ yakmamızı sağlamaz; sadece vücut suyunun idrar yoluyla vücudun dışına atılmasını sağlar.
Aç kalmak
Gerekli gıda maddelerini almadan uygulayacağınız yöntemler, vücudunuzdaki kas kütlesinin azalmasına sebep olurken, yağ kitlesinde bir değişim görülmeyecektir. Kaslar vücudunuzda yağ yakan fabrikalar olduğuna göre, yağ yakmak için kas kitlemizi kaybetmemiz gerekmektedir.
Masaj
Dolaşım sistemini ve kaslardaki gerilmeleri rahatlatmak için uygulanan manipulasyonlar, vücudumuzdaki yağı yakmayacağı gibi, vücut yağını bir yerden bir yere de taşımaz.
Karbonhidratsız beslenme
Karbonhidrat insanların mutluluk kaynağı olmasının yanında, vücut için önemli bir besin maddesidir. Karbonhidratlar vücudumuzda su tuttuğu için, şişman insanlar yememektedir. Önemli olan kilo kaybı değil yağ kaybı olduğuna göre, karbonhidratsız vücudun yağ yakmayacağı bilinmelidir.
Yüksek tempolu egzersizler
Yüksek tempolu egzersizlerle vücudumuzda daha fazla karbonhidrat, daha az yağ yakılacağı unutulmamalıdır.
Ağırlık çalışmaları
Ağırlık çalışmaları yağ yakmamızı sağlamaz, ama kas kitlesini reaksiyona geçireceği için yağ yakmada destekleyici bir faktör oluşturacaktır.
Kısa süreli diyetler
Kısa süreli diyetlerle vücudumuzda yağ yakamadığımız gibi, diyeti bıraktığımızda vücudumuzdaki yağ artışı hızlanacaktır. Kısacası tüm bu yöntemlerle vücudumuzda biriken istenmeyen yağlardan kurtulmamız mümkün değildir. Vücudumuzun sağlıklı olarak yağ yakabilmesi için egzersizin ve doğru beslenme alışkanlıklarının kazanılması ve hayat boyu devamı gereklidir.
